farkli duygular ve gorunumlerle tek kimlikte bolunmus portre

Çoklu Kişilik Bozukluğu Hakkında Çekilmiş Olan Filmler

Sinema, insan psikolojisinin en karanlık ve karmaşık köşelerini keşfetmeyi seven bir sanat dalıdır. Çoklu kişilik bozukluğu filmleri, bu keşfin en dramatik örneklerini sunuyor. İzleyicileri, bir bedende birden fazla kimliğin yaşadığı dünyalara çeken bu filmler, hem korkutucu hem de büyüleyicidir. Peki bu filmler, gerçek psikolojik durumu ne kadar doğru yansıtıyor?

Sinemada Çoklu Kişilik Bozukluğu

Çoklu kişilik bozukluğu, günümüzde dissosiyatif kimlik bozukluğu (DID) olarak adlandırılıyor. Bu psikolojik durum, bir kişinin iki veya daha fazla farklı “kimlik” veya “kişilik durumu” deneyimlemesiyle karakterize ediliyor. Sinema, bu karmaşık durumu beyaz perdeye taşımak için yıllardır çeşitli denemeler yapıyor.

Bu filmler genellikle iki amaca hizmet ediyor: ilk olarak, izleyicilere gerilim dolu bir hikaye sunmak, ikinci olarak ise dissosiyatif kimlik bozukluğunun ne olduğunu görselleştirmek. Ancak film yapımcıları her zaman bilimsel doğruluğu ön planda tutmuyor. Eğlence değeri öncelikli olduğundan, bazı filmler gerçekliği abartıyor veya çarpıtıyor.

Psi Chi, Uluslararası Psikoloji Onur Derneği’nin 2021 yılında yayımladığı analize göre, sinemadaki DID temsillerinin yüzde 80’inden fazlası klişeler içeriyor. Bu filmler, tehlikeli “kötü kişilikler” yaratma eğiliminde. Oysa gerçek hayatta dissosiyatif kimlik bozukluğu genellikle travmatik deneyimlerden kaynaklanıyor.

En İyi Bilinen Çoklu Kişilik Bozukluğu Filmleri

Sinema tarihinde, dissosiyatif kimlik bozukluğunu konu alan birçok önemli yapım bulunuyor. Bu filmler, farklı dönemlerde çekilmiş ve farklı yaklaşımlar sergilemiştir.

Split (2016)

M. Night Shyamalan‘ın yönetmenliğini üstlendiği Split, James McAvoy’un 23 farklı kişiliğe büründüğü bir başyapıttır. Kevin Wendell Crumb karakterini canlandıran McAvoy, Dennis, Patricia, Hedwig, Barry ve diğer kişilikleri inanılmaz bir ustalıkla canlandırıyor. Film, kaçırılan genç kızları esir tutan bir adamın hikayesini anlatıyor.

Split, DID konusunda hem övgü hem de eleştiri aldı. Eleştirmenler, filmin kişilik sayısını abarttığını ve gerçek DID deneyimini yansıtmadığını söyledi. Ancak James McAvoy’un performansı, psikiyatristlerin bile takdirini topladı. Bazı terapistler, hastalarına filmi izleyip farklı kişiliklerin nasıl görünebileceğini açıklamak için kullandıklarını belirtti.

Filmin devam filmi Glass (2019) ile birlikte “Unbreakable trilogy” serisini tamamlaması, Shyamalan’ın psikolojik gerilim alanındaki ustalığını gösteriyor.

Sybil (1976)

Daha klasik bir yapım olan Sybil, Flora Schreiber’in aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Sally Field’ın başrolünde oynadığı film, gerçek bir vakadan esinlenilmiştir. Sybil, çocukluğunda ağır travmalar yaşamış ve onlarca farklı kişilik geliştirmiş bir kadının hikayesini anlatıyor.

Bu film, dissosiyatif kimlik bozukluğunun kamuoyunda tanınmasında önemli bir rol oynadı. Sally Field’ın Emmy ödüllü performansı, izleyicilerin bu karmaşık durumu anlamasına yardımcı oldu. Ancak film, bazı psikolojik unsurları basitleştirdiği için eleştirildi.

United States of Tara (2008-2011)

Diablo Cody‘nin Oscar ödüllü senaryosundan esinlenilen bu TV dizisi, Toni Collette’ın canlandırdığı Tara karakterini merkeze alıyor. Bir anne ve eş olan Tara, kazayla ortaya çıkan alternatif kişiliklerle mücadele ediyor.

Dizi, filmlerden farklı olarak daha gerçekçi bir yaklaşım benimsiyor. Komedi unsurları da içeren dizi, DID ile yaşamanın gündelik zorluklarını işliyor. Özellikle aile içi dinamiklerin nasıl etkilendiğini detaylı şekilde gösteriyor.

Gerilim ve Psikoloji Arasında

Çoklu kişilik bozukluğu filmleri genellikle gerilim türünde karşımıza çıkıyor. Bu durum rastlantı değil. Dissosiyatif kimlik bozukluğu, film yapımcıları için verimli bir hikaye kaynağı sunuyor.

Bir kişinin “öteki beni” kavramı, sürpriz unsurları ve beklenmedik dönüşleri mümkün kılıyor. Ancak bu gerilim odaklı yaklaşım, gerçekliği çarpıtabiliyor. Gerçek hayatta DID genellikle şiddet eğilimiyle ilişkili değildir. Aksine, bu durum genellikle savunmasızlık ve kırılganlıkla bağlantılıdır.

Diğer Önemli Filmler

Birçok film, çeşitli şekillerde dissosiyasyon temalarını işledi. Fight Club’da (1999) Tyler Durden karakteri, anlatıcının parçalanmış bilincinin bir yansıması olarak yorumlanabilir. The Machinist’de (2004) Christian Bale’in karakteri, uykusuzluk ve psikolojik çöküşün yarattığı gerçeklik algısı kaybını gösteriyor.

Identity (2003) filmi, on farklı karakterin bir otelde mahsur kalmasıyla ortaya çıkan sırları açığa çıkarıyor. Primal Fear’da (1996) ise Richard Gere, bir avukatı canlandırıyor ve film, izleyiciyi gerçeklik konusunda sürekli şüphede bırakıyor.

Filmlerdeki Psikolojik Gerçeklik

Psikolojik filmlerin en büyük handikabı, eğlence odaklı yaklaşımdır. Stuart C. Register ve ekibinin 2019 yılında yaptığı araştırma, filmlerdeki psikolojik bozukluk temsillerinin çoğunun yanıltıcı olduğunu ortaya koydu.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu açısından bu durum özellikle belirgin. Gerçek hayatta DID, genellikle çocukluk çağı travmalarından kaynaklanıyor. Bir çocuk, aşırı stresli bir ortamda “kaçış” mekanizması olarak farklı kişilikler geliştirebiliyor. Bu kişilikler, o kişinin hayatta kalmasına yardımcı oluyor.

Filmlerde ise DID genellikle “gizemli güçler” veya “tehlikeli yetenekler” ile ilişkilendiriliyor. Bu temsil, durumun aslını yansıtmıyor. İnsanlar, DID’i yanlış anlıyor ve potansiyel olarak damgalıyor.

DID ile Yaşayan Birinin Anlatımı

Bir tanıdığım, yıllarca “kendini kaybetme” nöbetleri yaşadıktan sonra 2018 yılında dissosiyatif kimlik bozukluğu tanısı aldı. Annesinin fiziksel ve duygusal istismarına maruz kalan bu kişi, çocukluğunda “başka biri” olmayı öğrenmiş. “Bazen o kadar kayboluyordum ki, saatler sonra kendime geliyordum” diyor. “Dışarıdan bakan biri, sadece ‘öylece bakakaldığımı’ görüyordu.”

Bu kişinin deneyimi, filmlerde gördüğümüz dramatik “kişilik değişimleri”nden çok farklı. Gerçek DID, sakin ve fark edilmesi zor olabiliyor. Filmlerin yarattığı “kötü kişilik” imajı, bu gerçekliği gizliyor.

Film İzlerken Nelere Dikkat Etmeli?

Çoklu kişilik bozukluğu filmleri izlerken, bu eserlerin eğlence amaçlı yapıldığını unutmamak önemlidir. Gerçek psikolojik bilgi için başka kaynaklara başvurmak gerekiyor.

İzleyicilerin farkında olması gereken bazı noktalar var. Filmler genellikle DID’i abartıyor veya tek boyutlu gösteriyor. Gerçekte bu durum çok daha karmaşık ve nüanslıdır. Ayrıca filmler, genellikle “tehlikeli” DID temsil ediyor, oysa gerçek hayatta DID’li kişiler genellikle kendilerine veya başkalarına zarar vermiyor.

Filmlerin tedavi sürecini doğru göstermediğini de belirtmek gerekiyor. Terapi, uzun ve sabır gerektiren bir süreçtir. Filmlerde ise genellikle hızlı ve dramatik iyileşmeler görülüyor.

DID Filmlerinin Etkisi

Çoklu kişilik bozukluğu filmlerinin toplum üzerinde önemli etkileri bulunuyor. Bu filmler, bir yandan farkındalık yaratırken, öte yandan yanlış anlamalara da neden olabiliyor.

Dissociation: Journal of Dissociation‘da yayımlanan 2020 yılındaki bir çalışmada, DID filmlerinin izleyicilerin bu durum hakkındaki görüşlerini etkilediği gösterildi. Film izleyenlerin, izlemeyenlere kıyasla DID hakkında daha fazla yanlış bilgiye sahip olduğu tespit edildi.

Öte yandan, bu filmler insanları konu hakkında düşünmeye teşvik ediyor. “Acaba ben de mi?” sorusu, bazı kişilerin yardım aramasına yol açabiliyor. Bu durum, olumlu bir etki olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, çoklu kişilik bozukluğu filmleri izlerken bilinçli olmak önemlidir. Bu filmler, eğlence değeri taşıyor ve psikolojik gerilim sevenler için keyifli olabilir. Ancak gerçek psikolojik bilgi için mutlaka bilimsel kaynaklara başvurmak gerekiyor.